Künyeme, sosyal medya hesaplarımı ilk açtığım günde:
“Teşekkürler hayat, verdiğin her şey için!” yazmışım..
Bir de, bazı platformlarda ek olarak şu cümle var:
“Varsın müzik sesini duymayanlar beni deli sansın.”
Son zamanlarda ara ara açıp bakıyorum o satırlara..
Hayata teşekkür etmişim verdiği her şey için..
Ve bazen de, kusura bakmasın ama benim söke söke aldığım her şey için..
O yazıyı değiştirmek istiyorum..
Teşekkür edesim yok artık hayata..
Sonra düşünüyorum...
“Vardı. Hala da var aslında” diyorum..
Çok şey..
Ailem, dostlarım..
Bu hayat denilen yolculukta bana dokunanlar..
Kimi kalan, kimi giden ama yine de iyi gelenler, iyi edenler..
Koşulsuz şartsız yanımda olduklarını bildiklerim..
Filtresiz, maskesiz kendim olabildiklerim..
İçimdeki manyağı bile göstermekten çekinmediklerim..
Aç değilim, açık da değilim..
Oğullarıma hep “İnsana hayatta vurabilecek en büyük loto, sevdiği işi yapmasıdır” derdim..
Var benim de çok sevdiğim bir işim..
Ama yine de, yok..
Teşekkür edesim yok artık..
Belki de yaralıyım..
İnsanı en çok beklemediği, sevdiği, güvendiği biri hayal kırıklığına uğratınca kırılıyormuş ya..
Sanırım hayata kırgınım..
Çünkü ben ona çok güvendim, inandım..
Ne zaman zora düşsem, içimden bir ses bilirdi:
“Bu geçici... Düzelir.”
Ve hep düzelirdi..
Hep geçerdi..
Ama sonunda öyle bir vurdu ki beni..
Bu sefer düzelmedi..
Geçmiyor..
O yüzden artık teşekkür etmek istemiyorum hayata..
Ama nankörlük etmek de istemiyorum..
O künyeyi değiştireceğim..
Ama hayatımda ilk defa; ne yazacağımı bilmiyorum..
Oysa eskiden ne çok severdim yazmayı..
Olanı, biteni, zihnimdekileri..
İçimi döktükçe rahatladığım satırlar vardı..
Çocukluğumdan beri tuttuğum günlüklerin yerini almıştı burası..
Şimdi ise bırak yazmayı..
Beni yansıtan, bana ait, içimden geçeni söyleyen..
Olmadı, bir manifesto olacak, beni hatırlatacak..
Hiç olmadı, azıcık motive edecek bir cümle bile bulamıyorum artık..
“Ben yoruldum hayat,” desem..
Şansım yok, valla geliyor üstüme üstüme gürül gürül..
“İyi değilim, biraz şuraya devrileyim,” desem..
Devrilecek yerim, vaktim yok..
“Yaranı belli etme!” diyorlar..
Ama ben o yara izlerini gururla taşıyorum..
Çünkü onlar beni ben edenler..
Künyeye yazmaya gelince..
"Hayata küs, kendime sadık" desem sanki biraz yerinde..
Evet, artık çok coşkulu bir şey de olamaz..
Çünkü eskisi kadar gülemiyorum..
Hüznün gölgesi yansıyor dudaklarıma..
Kahkahalarım havada asılı kalıyor hala..
Durmadan düşünüyorum..
Tartıyorum içimden geçenleri anlamlandırmaya çalışıyorum..
Sonra birden diyorum ki:
“Boşver Sevgi... Sen söyle. Anlamlandırmaya çalışmak onlara kalsın. İşleri ne?”
Zaten şu “anlamlandırmak” kelimesinden de hiç hazzetmiyorum..
Bazen beynime sis iniyor..
Hani otobanda gidiyorsun, günlük güneşlik..
Her şey net, önün açık, sonra birden sis çöküyor yola işte tam da öyle..
Garip bir şey oluyor..
Aklım duruyor..
Allah’tan sonra tekrar açılıyor yol..
Ve ben yine bas gaz devam ediyorum..
Nasıl desem:
Yani kırgınlık var ama artık isyan değil..Yorgunluk var ama tükenmişlik değil..Sessizlik var ama susmuşluk değil.. Umutla mesafelenmişlik var ama umutsuzluk değil..
Neyse bu gece yine çıkmadı içimden bir künye..
Tavsiyelere de açığım..
Yarın ola hayrola..
Belli mi olur belki ilham gelir usul usul, kendince..