
Şaşıranlara gerçekten şaşırıyorum artık..
Yaklaşık iki yıl sonra Datça’da “hizmet” diye anılabilecek neredeyse tek somut iş; Büyükşehir Belediyesi’nin projesi olan ve bütçesiyle yürüyen sıcak asfalt ve altyapı çalışmasının nihayet başlamış olmasıydı..
Bu süre boyunca Festival ve Etkinlik Destek AŞ’nin, pardon Datça Belediyesi'nin, Karaincir Sosyal Tesisleri dışında kalıcı ve “nihayet” diyebileceğiniz tek bir hizmeti yok..
Yıllardır konuşulan sorunlara ise çözüm hala yok..
Bazı dostlar yollar yapılacak diye “bak hizmet başladı” dediğinde, şunu açıkça söylemiştim:
Bu hizmetin Datça Belediyesi ile doğrudan bir ilgisi yok..
Hatta onlara rağmen, Büyükşehir Belediyesi’nin projesi ve hizmetidir..
Bunu bilen biliyor..
“Büyükşehir–küçükşehir yok, bütünşehir var” denilerek paye çıkarılan birlik–bütünlük paylaşımlarına bakmayın deyip, o gün şunu da eklemiştim:
“Bekleyin yahu; Datça Belediyesi’nin bu projenin yürütülmesinde en ufak bir müdahalesi olacaksa ve olursa, bunu bile ellerine gözlerine bulaştırırlar.”
Ve yine yanılmadım..
Yol yapımı önce harç alanı, yer seçimi gibi sorunlarla başladı..
Ardından yol yapımına, kaldırıma engel olduğu bahaneleri gösterilerek ağaç katliamlari ile devam etti..
Buna da bazı “yaşlısı, engellisi, çocuklusu, pusetlisi nasıl geçecek” diye destek verenler bile çıktı..
İnsan gerçekten sormadan edemiyor:
Burası Datça mı, yoksa her santimi erişilebilirlik için planlanmış bir İskandinav ilçesi mi?
Siz paralel bir Datça’da mı yaşıyorsunuz?
Masalarla işgal edilmiş kaldırımlar,
betonla gasp edilmiş kafe–bar çıkıntıları,
kaldırımın neredeyse tamamına kalıcı yapı yapan marketler,
delik deşik yollar yüzünden araçla bile ilerlenemeyen sokaklar..
Merkezinde, caddelerinde, kıyısında, hangi kaldırımlarında pusetle yürünüyor da, bir tek bu yollardaki duvar dibine dikilmiş ağaçlar sorun oldu?
Bu kadar kamu alanı gasp edilmişken, mevzu ağaç olunca bir anda bunlar erişilebilirlik uzmanı falan kesildiler..
Kıyıları işgal eden “uslu otelin”
halkın kıyısına ördüğü Çin Seddi gibi duvarlara tek laf yok..
Kaçaklara ses yok..
Kaldırım gaspına, talanına, beton çıkıntılara kelam yok..
Ama yirmi yıllık ağaçlar hepsine “engel”..
Tabii bir de ağaçlar katlediliyor diye Datça dışına otobüslerle gidenler, Özberil’e kadar bir bakmaya bile gidemediler..
Buna da sebeb İki yüzlü siyaset, seçici muhalefet, sözde duyarlılık ve yandaşa–tanıdığa avukatlık..
Evet, Büyükşehir maliyeti karşılayabilir, projeyi yürütebilir..
Ama şundan emin olun:
Datça Belediyesi’nin haddinden ve aklından fazla müdahil olduğu her yerinde arıza çıkacaktır..
Bu bir temenni değil; gözleme, yıllara ve tecrübeye dayalı bir tespittir..
Çünkü bu işler Miami Vice ekibi gibi dolaşmakla,
“mutlu polis–huysuz fen işleri” oynamakla olmaz..
Akıl ister..
Liyakat ister..
Planlama ister..
Projeyi sahaya uygulayacak ve gerekirse uyarlayacak, bilgi, tecrübe ve insiyatif ister.
Ayrıca egodaki çizik, cehaletin kurnazlığıyla birleştiğinde ortaya çıkan şey;
kaynağı olmayan bir kibir ve cürettir..
Sedat Kaya yazmış:
Ağaçlar sökülürken çekim yapan vatandaşı gören görevli, imha ekibine
“poz verin” diyormuş..
Ağaç keserken poz vermek ve dalga geçmek kolay..
Ama bir gün yürek yerseniz;
kıyı gaspını,
yıkım kararı olan otel duvarlarını,
kaldırımı işgal eden betonları sökerken, yıkarken
de poz verin, hepimiz birlikte çekelim..
Ez cümle ağaç için köşkü kaydıran Mustafa Kemal’in askerleri olduğunu söyleyenler,
ağaçlar için kaldırıma 50 santim ekleyemediler..
Not edin..
Bu kafalarla sıcak asfalt kurtuluş değil..
Bu kafalarla sıcak asfalt yıllarca anılacak bir kabus olur..
Altyapısı olmayanlar Datça’nın ne altyapısını ne de üstyapısını düzeltebilirler..
Bir gün gelecek; kestiğiniz ağaçların gölgesine muhtaç kalacaksınız..
Ve bilin ki, benim ahıma değmezsiniz de,
kestiğiniz o ağaçların ahını alacaksınız..