Bugun...


Sedat Kaya

facebook-paylas
KAPANIŞ MI, YENİDEN DOĞUŞ MU?
Tarih: 24-05-2026 19:30:00 Güncelleme: 24-05-2026 19:30:00


 
​Özgür Özel’in bugün kurduğu bu cümle, siyasetin sığ sularını yaran cinsten.
​“CHP fiilen kapanmıştır.”
Bu söz, hukuki bir tariften ya da teknik bir tespitten çok daha fazlası.
Bir ruh halinin ilanı, bir meşruiyet krizinin anatomisi.
Belki de Türkiye siyasetinin uzun yıllardır fay hatlarında biriktirdiği o devasa enerjinin, en kırılgan noktadan dışa vurumu.
​Çünkü mesele artık sadece bir parti içi iktidar kavgası değil. Mesele, modern dünyada siyasetin kaynağının, yani "egemenliğin" aslen nerede ikamet ettiği sorusu.
Sandıkta mı?
Delegelerin kapalı kapılarında mı?
Sokaktaki partilinin vicdanında mı?
Yoksa devlet aygıtının soğuk dehlizlerinde mi?
​Özgür Özel’in asıl haykırışı belki de şu.
“Başkanını delegenin değil, muktedirin belirlediği bir yapı CHP olamaz.”
İşte Türkiye’nin asırlık siyasi fay hattı tam bu cümlede kırılıyor.
​Çünkü, bir yönetim yasal olabilir ama ahlaken ve vicdanen meşru görülmeyebilir. Tarih, içi boşalmış ama dışarıdan bakıldığında sapasağlam duran kurumsal hayaletlerin mezarlığıdır.
Roma’da Sezar öldürüldüğünde senato binası yerindeydi, yasalar yürürlükteydi; ama Cumhuriyet fikri çoktan can vermişti.
Osmanlı’da son padişah hâlâ tahtta oturuyor, mühürler basılıyordu ama imparatorluk zihinlerde fiilen çoktan çözülmüştü.
​Siyaseti ve kurumları ayakta tutan şey beton binalar, resmi tüzükler ya da mühürlü kağıtlar değil.
Onları yaşatan tek şey, kitlelerin kalbindeki o görünmez sözleşme: İnanç.
​Fransız sosyolog Jean Baudrillard’ın kulakları çınlasın; bugün karşı karşıya olduğumuz şey bir "simülasyon siyaseti"dir. Gerçeği elinden alınmış, geriye sadece tabelası, marşı ve binası kalmış bir yapı...
İnsanlar artık haklı olarak şu can alıcı soruyu soruyor.
​“Bir partiyi parti yapan şey yukarılardan onaylanmış bir tabela mı, yoksa aşağıdan yukarıya örülen özgür bir irade mi?”
​Ve daha da tehlikelisi:
Yargı eliyle, dışarıdan bir müdahaleyle yeniden dizayn edilen bir siyasi organizma, biyolojik olarak yaşasa bile, ruhsal olarak aynı kalabilir mi? Yoksa o andan itibaren kendi kendinin bir taklidine mi dönüşür?
​Türkiye uzun yıllardır bir “fiili durumlar” laboratuvarına döndü.
Fiili başkanlıklar,
Fiili ittifaklar,
Fiili yasaklar… Hukukun arkasından dolanarak yaratılan bu fiili gerçeklikler, toplumun adalet duygusunu yavaş yavaş zehirledi.
​Şimdi ise ilk kez bir ana muhalefet lideri, bu fiili gerçeklik silahının kendi evine, kendi kalesine doğrultulduğunu görüyor ve haykırıyor:
“Fiilen kapanan bir yapıdan söz ediyoruz.”
​Bu cümle sadece CHP’nin kaderini değil, Türkiye’de "siyaset yapabilme imkanının" kendisini tartışmaya açıyor. Çünkü bir partiyi sandıktaki seçim yenilgileri öldürmez; seçim yenilgisi kamçılar, büyütür, ders verdirir.
Bir partiyi asıl öldüren şey, kendi kaderini tayin etme gücünü kaybetmesidir.
​Tarihte birçok görkemli yapı dışarıdan sarsılmaz görünürken, içerideki o inanç bağının kopmasıyla bir gecede un ufak oldu. Binalar kaldı, içindekiler gitti.
​Şimdi Türkiye siyaseti tam da bu varoluşsal eşikte duruyor. Asıl soru, bu karanlık tablonun neresinde durduğumuzdur:
​Ortada, bir devrin sonuna gelmiş, organ nakliyle yaşatılmaya çalışılan ve nihayetinde kapanan bir parti mi var?
Yoksa kabuğunu kırmak için bu büyük krizi, bu acı veren ameliyatı göze almış, küllerinden yeniden doğmaya çalışan bir toplumsal hareket mi?
​Unutmamak gerekir ki; tarihte hiçbir doğum sancısız olmamıştır ve en büyük şafaklar, gecenin en zifiri anında başlar.
CHP’li değilim.
Ama kuşatılmış bir binayı değil, küllerinden doğan bir iradeyi izlediğimi sanıyorum.
Bu yazı da burada dursun; tarihe notumdur.


Bu yazı 69 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI