ugün ustalardan gidelim dostlar. Ne dersiniz? Yazımda, biraz tahlil biraz duyumsama çokça şiir ve şair var…
“Güzel sanatların en üstünü ve en zor olanı şiir sanatıdır.” der Friedrich Hegel…
Behçet Aysan ise "Şiir kendi toplumundan yola çıkarak evrensel ölçekte aynı sorunları olan insanlığın nabzını ‘çoğul değerler’ içinde elinde tutar. Kitlesel bilinçaltını sarsar." diyerek ifade eder şiir hakkındaki düşüncelerini, kısaca…
Pablo Neruda, niye şiir yazdığını şiirle anlatır sayfalara:
"Başka kitaplarla hapsedilmek için yazmıyorum.
Ya da zambağın somutlaşmış çırakları için değil.
Gelip geçecekler için, gereksindikleri.
Ay, su, düzenin değişmez temelleri
Ekmek, şarap ve okullar, gitarlar ve el aletleri için..."
Melih Cevdet Anday da şairlik sürecini şöyle aktarır: Şiirin önce acemiliği geçilir, sonra ustalığına varılır sanılırsa da; bu doğru değildir. Ozan boyuna acemileşir, ustalaşmanın karşıtı değildir acemilik, özüdür. Ozanın olgunluğu, acemiliğin bilincidir olsa olsa. Bu bilinç acıdır, yaşlı ozanı kemirir; böylece şiirin yanına eleştiri yerleşmiş olur ve yaşlı ozan ‘ben’ olmaktan çıkar. “Fenafillah” mertebesidir bu, ozanın yaşını yok eder.
“Ozan” dedik de, dünya ozanımız Nâzım Hikmet, şiir yazma serüvenini kısaca şöyle anlatır: Ben kendi payıma bir iki iyice şiir yazdımsa, bunların tümünün içeriğini önceden iyice pişirdim. Sonra en uygun biçimlerini, ne çeşit uyakla, ne çeşit ölçü ile yazılabileceğini, boyutunun aşağı yukarı ne olabileceğini, dilinin edasını, çeşnisini, peşinen kestirmeye çalıştım. Yani çok zahmetli bir çalışmadan sonra işe koyuldum.
Tanrı’nın verdiği melekelerle bu kadar uğraşılıyorsa üstünde; şiir, yasadışıdır her yönüyle. Normalliği kabul etmez bünyesinde. “Şiir, anayasaya aykırıdır; doğanın ahlâkı kovduğu yerdedir, yasadışıdır.” der Cemal Süreya dizelerinde…
“Ayrılanlar da hâlâ sevgili” diyor ya Attilâ İlhan, “Ayrılık Sevdaya Dâhil” şiirinde.
“Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın.
En görkemli saatinde yıldız alacasının.
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader…” diye başlarken şiir, bambaşka dünyalara götürüyor okuyanı, bambaşka kokular, hisler ve duygularla. Ne kadar sürdü bilmem etkisi, hissi, şiir boyunca ‘mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığından’ Attilâ İlhan’ın; geçiyor da, bize de etkisini geçiriyor buram buram…
Salâh Birsel de vuruyor tek cümleyle yüreğimize yüreğimize adeta: Bir şiir yalnız o şiire giren değil, bir de girmeyen sözcüklerden meydana gelir.
Elbet örnekler çoğaltılabilir…
Dedim ya, bugün ustalardan gidelim diye. “Türkçem benim ses bayrağım!” diyen Fazıl Hüsnü Dağlarca ile sonlandıralım köşemizi: “Şiir bir yaratmadır” diyor Fazıl Hüsnü, ekliyor ardından: Evet, ama yüz bin yıllık araçlarla bir yaratma. Bir ozan her dizesine kendi yaptığı dilden, kendi yaptığı dilbilgisinden kata kata en sonunda hem büyük dilini, büyük dilbilgisini yaratır; hem okuyucusunu oralara ulaştırır.
Şiir olsun hayatınızda dostlar. Şiir okuyana, "Hayırdır kardişş, âşık mı oldun?" diye sorarlar bizim coğrafyamızda. Yazana da, "Yazık! Neler çekti kim bilir? Ne derdi vardı da, şair neyin olmuş." Âşığım, evet, sırılsıklam; Hayatımın Özne’sine, şiire, yaşama, üretmeye, çalışmaya, paylaşmaya, güzelliklere. Tavsiye ederim. İyi gelir, iyileştirir hani. “Şiir olsun hayatınızda!” dedim ya; okuyan, yaşayan, okutan da…
Güney gazetesindeki köşemden takdimimdir.
Tüm söz büyücülerine, ustalara saygıyla…