“O, beyaz bir kuştu, uzun kanatlı;
Ardında ışıktan bir iz bıraktı.
Yel gibi dağları aştı bir atlı,
Arada bir engin deniz bıraktı…
Uzaktan gelirken derin akisler,
Kapadı geçtiğim yolları sisler.
Tutuştu içimde birikmiş hisler;
Gönlümü o kadar temiz bıraktı…
O, beyaz bir kuştu, ak kanatlıydı;
Yel gibi dağları aşan atlıydı.
Hayâldi, hayâlden bile tatlıydı;
Ne ışık bıraktı, ne iz bıraktı!”
Yirmiden fazla şiiri değişik bestekârlar tarafından bestelenen ve Türk edebiyatına Beş Hececiler olarak geçmiş edebi topluluğun şairlerinden; Orhan Seyfi Orhon...
Doğduğum yıl bu vakitler, yine bir ağustos zemherisinde, 22 Ağustos 1972'de ayrıldı aramızdan. Ölmeyi 'hiçlik' olarak değerlendiren ve ölümü şiirlerinde bir son; şair Orhan Seyfi Orhon...
Başta Akbaba mizah dergisi ve Çınaraltı fikir ve sanat dergisi olmak üzere pek çok dergi çıkaran ve adı Çınaraltı dergisi ile özdeşleşen bir yayımcı. Aynı zamanda TBMM’nde 8. dönem Zonguldak ve 13. dönem İstanbul milletvekili olarak yer almış bir siyasetçi.
Temiz, duru bir Türkçe ile ince ve içli duygularla yazdığı şiirleriyle edebiyatımızda usta bir şair olarak iz bırakan Orhan Seyfi Orhon’u, ilginçtir, kendisinden 13 yıl sonra, yine bir ağustos zemherisinde, yine kavurucu bir ağustos öğlesinde, 22 Ağustos 1985 tarihinde aramızdan ayrılan şair Turgut Uyar şöyle anlatır:
"Orhan Seyfi'nin ve Beş Hececiler’in edebiyat açısından tarihsel bir misyon taşıdıkları düşüncesi de yanlıştır bana kalırsa. Hiç değilse büyütülmüştür bu misyon. Belki kullandıkları ölçü zoruyla dil konusunda daha bir açıklığa, duruluğa varmayı hızlandırmışlardır. Yaptıklarının Türk şiirine, Türk düşünce yapısına, Türk insanının duyarlılığına bir açılım, bir yenilik getirmesi, bir katkıda bulunmuş olmaları şöyle dursun; bütün bunları buldukları konumda sağlamca tanıyıp, saptadıkları bile söylenemez.
Duyarlılıkları, duygulanmaları nereden bakılırsa bakılsın yine de Osmanlı bozması duyarlığın, duygulanmanın kılık değiştirmişidir. Aruz fesini çıkarıp, hece şapkasını giymeye özenmiştir bu şairler.
Bugün bir solukta hecenin beş şairini sayabilecek çok az şiirsever bulabilirsiniz. Bu kadar çabuk unutulmalarının bir sebebi de; bu özentileri, bu yapaylıkları, bu uzaklıklarıdır. Belki de bütün yararları, şiir beğenisinin en az bir on beş yıl yerinde tutulmasına bir bakıma gerilemesine, dolayısıyla şiir adına bir öfke birikimine sebep olmalarıdır. Nâzımla Orhan Veli'nin çıkışları biraz bununla açıklanabilir sanıyorum.
Hazin bir anıdır Orhan Seyfi şiirimizde, güçsüz ve saydam."
Asıl ismi Orhan Seyfettin Orhon’dur. Miralay Mehmet Emin Bey ile Nimet Hanım’ın çocuğu olarak 23 Ekim 1890 tarihinde İstanbul Üsküdar - Çengelköy’de doğar. İlkokulu Çengelköy İptidaisi’yle Havuzbaşı Mektebi’nde tamamlar. Beylerbeyi Rüştiyesi’nden sonra 1909 yılında Mercan İdadisi’nden mezun olur.
Öğrencilik döneminde şiirle ilgilenen Orhan Seyfi Orhon, edebiyat hocası Celal Sahir Bey’den teşvik görür. Abdülhak Hamid ve Tevfik Fikret etkisinde şiirler yazmaya başlar. 1909 yılında da artık şiirleri Kehkeşan dergisinde yayımlanmaya başlanmıştır. Yalın bir dille aruz vezninde yazdığı “Fırtına ve Kar” adlı şiiri ile tanınır.
Kudurmuşsan denizden intikam al.
Ufuklardan zalâm al.
Ağaçlar yık, bulutlar çak çak et.
Bütün dünyayı istersen helak et.
Fakat yalnız
Benim sessiz ve ıssız;
Şu hücremden çekil, hülyamı bozma.
Benim rüyamı bozma.
Nedir tehevvürün ey bad,
Bu bitmeyen feryad,
Bu saihalar, bu giriv?
Ey dev,
Kudurmuşsan denizden intikam al.
Ufuklardan zalâm al.
Kırılsın çıldıran darbenden emvac,
Bütün sahiller olsun mahv u tarac.
Benim yalnız uzaklaş meskenimden,
Çekil, git revzenimden…
Ey serseri çekil.
Ruhumda münfail
Bir şey var… Ah, sükûn isterim, sükûn…
Mecnun,
Kudurmuşsan denizden intikam al.
Ufuklardan zalâm al.
Büyük kuşlar, uzak dağlarda kalsın aşiyansız,
Semalar kehkeşansız.
Göklerde yanan nücum sönsün.
Göster yeni bir hücum, sönsün.
Mehtap köpüklü dalgalarda…
Ruhunda bir intikam var da,
Bitmezse bu çarpınışla ey bad,
Beyhude! Önümde etme feryad;
Dağlar, kayalarla git kucaklaş.
Fakat yalnız benim sessiz muhitimden uzaklaş.
Bırak, yansın şu sakin hücremin solgun şua’r;
Bırak, kalsın şu mahzun iltimai (parıldamak)…
Dışarıda yorgun adımlar… Çalındı sonra kapım;
“Acep gelen bu zaman kim?” dedim gidip açtım.
Görünce kalbimi oynattı bir küçük lerziş:
Garip çehreli a’sar – dide (asırlar görmüş) bir derviş.
Elinde buzdan asa koltuğunda bir ney var;
Omuzlarında uzun, bembeyaz uzun saçlar…
Ne var, dedim, nereden geldin ihtiyar, ne adın?
Neden bu korkulu yollarda böyle geç kaldın?
Uzak, uzak… dedi, meçhul uzak ufuklardan.
Sürüklüyor beni ruhumda duyduğum hicran.
Kutupların geçerek müncemid denizlerini,
Ümidimin aradım her tarafta izlerini,
Yabancı yolların üstünde ağladım, koştum;
Baharın aşığıyım “kış”tır ismim ey dostum…
Sana meş’um (kötü – uğursuz) bir haber derviş,
Sevgilin gitti çok zaman evvel.
Belli yorgunsun ihtiyar bana gel;
Misafir ol bu gece.
Çıldıran fırtınayla gittikçe;
Dışarıda sanki karanlıkta artıyor, müthiş.
Belki hücremde muzdarip ruhum,
Bulacaktır biraz huzur ve sükûn…
Odamda bir köşenin gölgesinde gizlendi.
Odamda her yere kasvetli bir sükût indi.
Geçti sessizce bir zaman aradan.
Dedim ki: Matemi, hicranı bi-nihaye olan;
Bu aşkın istiyorum anlamak fesanesi (efsane),
Dinlemek nayının teranesini.
Terennüm etmeyi arzu eder misin dostum?
Seni ruhumla işte dinliyorum…
Yükseköğrenimine Tıbbiye’de başlayan Orhan Seyfi, bir anestezide fenalaşınca tıp eğitiminden vazgeçip hukuka yönelir. Darülfünun Hukuk Mektebi’nde öğrenciyken Hıyaban dergisini çıkarır. Hukuk fakültesini 1914 yılında bitirerek, kısa bir memurluk sonrası gazetecilik ve öğretmenlik yapmaya başlar.
Fiske mahlasını da kullanan Orhan Seyfi Orhon; Milliyet, Tasvir-i Efkâr, Cumhuriyet, Ulus, Zafer, Havadis ve Son Havadis gazetelerinde fıkra yazarlığı yapar.
Kişiliğini bulduğu ve adını duyurduğu eseri, “Gönülden Sesler” adlı kitabıdır. Tüm hece şairleri gibi temiz, duru bir Türkçeyle şiirler yazan Orhan Seyfi Orhon; kişisel duygularını lirik ve incelikli dizelerle okurlarına ulaştırmayı başarmıştır.
Şiir dili ve anlayışı bakımından kendisine örnek aldığı milli edebiyatçılardan daha ileride olan Orhon, şiir sanatının biçimsel ve imgesel unsurlarının seçiminde Anadolu’ya yönelmiş ve Beş Hececiler’in hareketine önemli katkılar sağlamıştır. Şiirinin temel temalarını kahramanlık ve yiğitliğin yanı sıra; yurt sevgisi, memleket ve memleket sorunları oluşturur.
Hani o bırakıp giderken seni,
Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda busemi,
Yüzüme bu türlü bakmayacaktın?
Hani ey gözlerim bu son vedada,
Yolunu kaybeden yolcunun dağda,
Birini çağırmak için imdada,
Yaktığı ateşi yakmayacaktın?
Gelse de en acı sözler dilime,
Uçacak sanırdım birkaç kelime.
Bir alev halinde düştün elime,
Hani ey gözyaşım akmayacaktın?”
dediği gibi, ölümü şiirlerinde bir son ve ölmeyi hiçlik olarak değerlendiren şair Orhan Seyfi Orhon; 22 Ağustos 1972’de, İstanbul’da veda eder hayata. Bedeni toprağa gömülür, sesi boşlukta kaybolur. Şiirleri ise hâlâ dize dize okunmakta...
Zincirlikuyu Mezarlığı’nda yatar şimdi ebedi istirahatgâhında. Anısına, Türk şiirine katkısına ve üretimlerine saygıyla…