Bugun...


Baha Akıner

facebook-paylas
Hüseyin Nihal Atsız
Tarih: 11-12-2024 09:21:00 Güncelleme: 11-12-2024 09:21:00


 
 
Bugün bir şair öldü dostlar. 11 Aralık 1975'te, İstanbul İçerenköy'de...
Her günü 27 asrın içinde geçen ruh adam; Hüseyin Nihal Atsız. Yazar, Türkolog, şair, düşünür ve öğretmen. Türklerin tarihini konu edindiği edebi eserleri ve tarih araştırmaları olan Atsız, Türkçü-Turancı ve ırkçı dünya görüşüne sahiptir. Yaşamının son yıllarında İslam'ı "Araplar tarafından Araplar için kurulmuş bir din" olarak nitelendirerek eleştiren Hüseyin Nihal Atsız, bu konuda gelen bir soru üzerine röportajında şunları söyler: Hakkımda türlü türlü sözler söyleyen insanlara ve hakiki fikrimi soranlara şunu söylemek isterim ki; ben ne faşistim, ne demokratım. Ben, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeye tenezzül etmeyecek kadar milli şuur ve gurura malik bir Türk’üm. Siyasi, içtimai mezhebim Türkçülüktür.
*****
UNUTMA
Yetmiş gün bir öksüz gibi yaşadın;
Annenin gittiği günü unutma!
Senin için kendini harcayan kadın;
Unutulmaz oğlum, onu unutma…
Mezarı olursa koy bir kaç çiçek,
Babanın rüyası olunca gerçek.
İstersen dünyada her şeyden el çek;
Bayrağı, ırkını, dünü unutma!
Anneni konuştur getirip dile;
Anlatsın nasıldı çektiğim çile.
Gurbette tükenip dönmesem bile,
Unutma oğlum hiç, beni unutma!
Hüseyin Nihal Atsız, 12 Ocak 1905’de, İstanbul’da doğar. Babası Gümüşhane'nin Midi köyünün Çiftçioğulları ailesinden Deniz Güverte Binbaşısı Mehmet Nail Bey, annesi Trabzon'un Kadıoğulları ailesinden Deniz Yarbayı Osman Fevzi Bey'in kızı Fatma Zehra Hanım'dır. Çiftçioğulları ailesinin tespit edilen soy atası 19. asrın başlarında yaşadığı tahmin edilen Ahmed Ağa'dır. Ahmet Ağa'nın üçüncü çocuğu olan ve 1850 ile 1852 yılları arasında İstanbul’a deniz eri olarak gelen, okumayı ve yazmayı asker ocağında öğrenen, askerliğinin sonunda da teskere bırakarak Donanma-yı Hümayun'da kalan, makine önyüzbaşlığına Çarkçı Kolağalığı’na terfi eden Hüseyin Ağa’dır. Hüseyin Ağa'nın çocuğu Mehmet Nail Bey de Osmanlı Donanması'na girmiş ve Deniz Kuvvetlerinde Deniz Güverte Binbaşılığından emekli olmuştur.
Mehmet Nail Bey'in ilk eşi Fatma Zehra Hanım'dan üç çocuğu olmuştur. 12 Ocak 1905'te Hüseyin Nihal (Atsız), 1 Mayıs 1910'da Ahmet Nejdet (Sançar) ve Aralık 1912'de Fatma Nezihe (Çiftçioğlu) dünyaya gelir.
1930 yılında ilk eşinin damar sertliğinden ölümü üzerine Mehmet Nail Bey, 1931 yılında yeniden evlenir. İkinci eşinin adı da Fatma Zehra'dır. İkinci eşinden 1932 yılında Necla (Çiftçioğlu) adlı bir kızı olan Mehmet Nail Bey ikinci eşiyle geçinememiş ve iki yıl sonra ayrılmıştır.
*****
Atsız, ilk ve ortaöğrenimini Kadıköy’de tamamlar. Ardından Askeri Tıbbiye’ye girer. Türkçülük akımının etkisinde kalması ilk olarak burada başlar. Ziya Gökalp'in cenaze töreninin yapıldığı günün gecesi Türkçülük fikrine karşı olan öğrencilerle kavga ettiği için okul yönetimi tarafından cezalandırılır ve daha sonra aralarında birtakım sorunlar yaşanan Arap asıllı Bağdatlı Mesut Süreyya Efendi adlı bir mülazıma (teğmen) selam vermediği gerekçesiyle 3. sınıf talebesiyken 4 Mart 1925 tarihinde Askeri Tıbbiye'den atılır.
Bu olaydan sonra üç ay kadar Kabataş Erkek Lisesi'nde yardımcı öğretmenlik yapan Atsız, daha sonraları Deniz Yolları'nın Mahmut Şevket Paşa adlı vapurunda kâtip muavini olarak çalışır ve bu vapurla İstanbul-Mersin arasında birkaç sefer yapar.
1926 yılında yatılı olarak İstanbul Darülfünunu Edebiyat Bölümü’ne girer. Askerliği nedeniyle okula 1 yıl ara vermek durumunda kalsa da üniversiteye geri döndüğünde bir arkadaşıyla birlikte “Anadolu’da Türklere Ait Yer İsimleri” isimli bir makale yazarlar. Bu makale Türkiyat Mecmuası’nda yayınlanır. 1930 yılında İstanbul Darülfünunu Edebiyat Bölümü’nden mezun olur.
Yazdığı bir makaleyle hocası Mehmet Fuat Köprülü’nün dikkatini çekmeyi başaran Atsız, üniversitede hocasının yanında asistan olarak çalışmaya başlar. Bu dönemde Fuat Köprülü, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan gibi isimlerle birlikte “Atsız Mecmua” isimli Türkçülük yanlısı dergi çıkartmaya başlarlar.
1931 yılında Dârülfünûnun Felsefe bölümünden mezun olan ilk eşi Mehpare Hanım ile evlenir, ancak 1935 yılında ayrılırlar.
19 Eylül 1932'de Reşid Galib, Maarif Vekili olur. Kısa bir süre sonra da Mehmet Fuad Köprülü'nün dekanlıktan ayrılması üzerine Edebiyat Fakültesi Dekanlığına vekâleten bakan Ali Muzaffer Bey asâleten tâyin edilir. Reşid Galib; Atsız Mecmua'nın 17. sayısındaki “Dârülfünun'un Kara, Daha Doğru Bir Tabirle, Yüz Kızartacak Listesi” adlı makalesi nedeniyle Edebiyat Fakültesi Dekanına baskı yaparak, 13 Mart 1933 tarihinde Atsız'ın üniversite asistanlığına son verir.
Asistanlıktan uzaklaştırılmasının ardından öğretmenlik yapmaya karar veren Atsız’ın Malatya’ya tayini çıkar. Burada bir süre Türkçe öğretmenliği yaptıktan sonra Edirne’ye gider. Bu sırada ‘Türkçü Dergi’ sıfatıyla Orhun adında bir dergi çıkartmaya başlar. Ders kitaplarında okutulan tarihi, açık ve ağır şekilde eleştirdiği için Bakanlar Kurulu derginin yayınını yasaklar.
Nihal Atsız, 1934 yılında, Türkçe öğretmeni olarak İstanbul’daki Deniz Gedikli Hazırlama Okulu’na atanır. 4 yılın ardından 1938 yılında görevden alınır. Öğretmenlik görevine 1939 yılına kadar Özel Yüce - Ülkü Lisesi’nde devam eder.
Şubat 1936 tarihinde ikinci eşi olan Bedriye Hanım ile evlenen Atsız'ın bu evlilikten 4 Kasım 1939 tarihinde Yağmur Atsız ve 14 Temmuz 1946 tarihinde de Buğra Atsız adlı iki oğlu olur. Atsız, ikinci eşi Bedriye Atsız'dan da Mart 1975 tarihinde ayrılmıştır.
1939-1944 yılları arasında Boğaziçi Lisesi’nde görev yapan Atsız; bu arada Orhun dergisini tekrar yayınlamaya başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna gelindiği ve Türkiye’nin de ideolojik çatışmalara sahne olduğu bu yıllarda, Orhun Dergisi’nin bir sayısında dönemin başbakanı Şükrü Saracoğlu’na bir çağrı yazıp, yayınlar. Tepki uyandıran bu mektubun ardından Nihal Atsız, Boğaziçi Lisesi’ndeki görevinden alınır ve Orhun Dergisi tekrar kapatılır.
*****
Şehit Pilot Kurmay Yüzbaşı Kâmi’nin büyük hâtırasına “Kahramanların Ölümü” adlı şiirini yazar Nihal Atsız:
“Gerilir zorlu bir yay,
Oku fırlatmak için.
Gece gökte doğar ay
Yükselip batmak için…
Mecnûn inler; kanını,
Leylâ’ya katmak için.
Cilve yapar sevgili,
Gönül kanatmak için…
Şair neden gam çeker?
Şiir yaratmak için.
Dağda niçin bağırılır?
Feleğe çatmak için…
Açılır tatlı güller,
Arılar tatmak için.
Göğse çiçek takılır,
Solunca atmak için…
Tanrı kızlar yaratmış,
Erlere satmak için.
İnsan büyür beşikte,
Mezarda yatmak için…
Ve…
Kahramanlar can verir,
Yurdu yaşatmak için…”
Nihal Atsız, Sabahattin Ali’nin kendisine bir hakaret davası açması üzerine 6 ay hapis cezasına çarptırılır. Hapisten çıkmasının ardından yine 19 Mayıs 1944 törenlerinde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Atsız ve arkadaşlarını ağır şekilde eleştiren nutkunu söyler ve bu nutuk üzerine de Atsız ve 34 arkadaşı İstanbul 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanmaya başlanırlar. Aralarında Alparslan Türkeş gibi subay, üniversite profesörü, öğretmen, doktor ve üniversite öğrencilerinin de bulunduğu sanıklar, sorguya çekilirler. Atsız dâhil tüm sanıklar, daha sonra tabutluk diye adlandırılan hücrelerde işkence gördüklerini belirtirler. 7 Eylül 1944 günü yargılama başlar. “Irkçılık-Turancılık davası” adı verilen ve haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam eden mahkeme, 29 Mart 1945 tarihinde sonuçlanır ve Atsız 6 yıl 5 ay hapse mahkûm olur.
Atsız bu kararı temyiz eder ve Askeri Yargıtay’ın, 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nin kararını esastan bozması nedeniyle bir buçuk yıl kadar tutuklu kalır. Ve 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilir.
“Kenan Öner - Hasan Âli Yücel Davası” olarak tanınan ve 5 Ağustos 1946 tarihinde 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nde başlayan Atsız ve arkadaşlarının davası, 31 Mart 1947 tarihinde sonuçlanır ve 29 oturum devam eden mahkemede bütün sanıkların beraatına karar verilir. Bu dava ile ilgili Hayri Yıldırım tarafından 3 Mayıs 1944 Irkçılık Turancılık Davası adında bir kitap yazılmıştır.
Nisan 1947'den Temmuz 1949'a kadar kendisine iş verilmeyen Atsız, Ekim 1945 ile Temmuz 1949 tarihleri arasında geçinmek için kitaplarından bazılarını satmak zorunda kalmıştır. Bir süre Türkiye Yayınevi'nde çalışan Atsız, Türk-Rus savaşlarının özeti olan "Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir" adlı kitabını da İ. Süruri Ermete adıyla yayınlamak zorunda kalır.
Atsız'ın sınıf arkadaşlarından Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu Milli Eğitim Bakanı olunca, Atsız'ı 25 Temmuz 1949'da Süleymaniye Kütüphanesi'ne uzman olarak tayin eder.
Bir süre burada çalışan Atsız, Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra 21 Eylül 1950'de Haydarpaşa Lisesi Edebiyat öğretmenliğine tayin olur.
4 Mayıs 1952 tarihinde Ankara Atatürk Lisesi'nde vermiş olduğu "Türkiye'nin Kurtuluşu" konulu bir konferans üzerine Cumhuriyet gazetesi, Atsız'ın aleyhine haberler yayınlar. Hakkında bakanlık tarafından soruşturma açılan Atsız'ın konuşmasının bilimsel olduğu tespit edilse de 13 Mayıs 1952 tarihinde Haydarpaşa Lisesi'ndeki edebiyat öğretmenliği görevinden ‘muvakkat’ kaydı ile alınır ve yine Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki görevine tayin edilir.
31 Mayıs 1952 tarihinden itibaren emekliliğini istediği 1 Nisan 1969 tarihine kadar Süleymaniye Kütüphanesi'nde çalışan Atsız'ın en uzun süreli memuriyeti bu kütüphanedeki memuriyeti olmuştur.
1962 yılında kurulan Türkçüler Derneği’nin genel başkanlığını da üstlenen Atsız, 1964 yılından itibaren ölümüne kadar Ötüken dergisini çıkarır.
*****
TÜRKLERİN TÜRKÜSÜ
Dilek yolunda ölmek Türklere olmaz tasa,
Türk’e boyun eğdirir yalnız türeyle yasa.
Yedi ordu birleşip karşımızda parlasa;
Onu kanla söndürüp parçalarız, yeneriz…
Biz Tufanı yarattık uyku uyurken batı,
Nuh doğmadan kişnedi ordularımızın atı.
Sorsan şöyle diyecek gök denilen şu çatı:
Türk gücü bir yıldırım, Türk bilgisi bir deniz…
Delinse yer, çökse gök, yansa kül olsa dört yan;
Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.
Yıldırımdan tipiden kasırgadan yılmayan,
Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz…
Devrin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Gaziantep'e giderken bir işçinin kendisine "İdareciler Araplara toprak veriyorlar, biz Türklere vermiyorlar." sözlerine karşılık, "Türk topraklarında yaşayan herkes Türk’tür." der. Atsız bunun üzerine; Ötüken'in Nisan 1967'de yayınlanan 40. sayısından itibaren yayınladığı seri makalelerinde, Marksistlerin Doğu bölgelerinde gizli çalışmalarda bulunduklarını iddia eder. Bu makaleler hakkında savcılıkça soruşturma açılır fakat Atsız'a hiçbir suçlamada bulunulamaz.
Bu seri yazılar üzerine; Ankara sokaklarında Atsız aleyhine hazırlanmış, ayrılıkçılığı ilan eden bildiriler dağıtılır ve aynı günlerde Adalet Partisi'nin Diyarbakır senatörlerinden birisi, Senato kürsüsünden Atsız aleyhine ağır bir konuşma yapar.
Hasan Dinçer'in Adalet Bakanı olduğu dönemde, bakanlık tahkikat açar ve Atsız mahkemeye verilir. Davanın devam ettiği 6 yıl içerisinde 12 Mart 1971 muhtırası verilmiş ve arkasından sıkıyönetim ilân edilmiştir.
Uzun duruşmalardan sonra mahkeme, Ötüken'in sahibi Atsız'ı ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mustafa Kayabek'i on beşer ay hapse mahkûm eder. Mahkeme başkanının karara katılmadığı ve 2-1'lik ekseriyetle verilen bu karar, temyiz edilince Yargıtay tarafından bozulur. Fakat aynı mahkeme 2-1'lik kararda ısrar edince, Yargıtay kararı onaylar. Atsız ve Mustafa Kayabek ‘Tashih-i karar’ isteğinde bulunurlar ancak bu istekleri mahkemece kabul edilmez. Böylece mahkûmiyet kararı kesinleşir.
Kronik enfarktüs, yüksek tansiyon ve ağır romatizmadan rahatsız olduğu için Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne yatan Atsız'a, Haydarpaşa Numune Hastanesi tarafından ‘cezaevine konulamayacağı’ kaydı bulunan rapor verilir. Ancak 4 aylık bir rapor Adli Tıp tarafından kabul edilmez ve ‘reviri olan cezaevinde kalabilir’ şeklinde değiştirilir.
Bunun üzerine infaz savcılığı 14 Kasım 1973 Çarşamba günü sabahı Atsız'ı evinden aldırarak Toptaşı Cezaevi'ne sevk eder. 40 kişilik adi suçlular koğuşuna konulan Atsız, bir süre sonra reviri olan Sağmalcılar Cezaevi'ne nakledilir.
Atsız; kesinleşen 1.5 yıllık cezasını çekmek için hapse girince, üniversite hocaları ve öğrencilerinden oluşan bir grup Cumhurbaşkanı'na başvurup Atsız'ın affını ister. Suç işlemediğini belirterek bizzat af talep etmediği hâlde, dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, kendi yetkisini kullanarak Atsız'ın cezasını affeder. 22 Ocak 1974'te Sağmalcılar Cezaevi'nden tahliye edilen Atsız, 1.5 yıllık cezasının 2.5 ay kadarını cezaevinde geçirmiştir.
İbnülemin Mahmut Kemal İnal'ın tarifi ile "Atlıyı atından indirecek derecede şiddetli yazılar yazan" Atsız, ateşli ve keskin bir üslûba sahip idi.
*****
1975 yılının Kasım ayının ortalarında hasta olduğundan şüphelenen Atsız’a yapılan muayene ve testler sonucunda bir hastalık bulunamamıştır. 10 Aralık 1975 Çarşamba akşamı bir kalp krizi geçirir. Gelen doktor infarkt olduğunu anlayamaz. Vee 49 yıl önce bugün, 11 Aralık 1975 Perşembe akşamı saat 20.00'de geçirdiği yine bir kalp krizi sonucunda hayatını kaybeder. Kurban Bayramı'nın ilk günü olan 13 Aralık 1975 tarihinde Kadıköy Osmanağa Camii'nde kılınan ikindi namazını müteakip Karacaahmet Mezarlığı'na gömülür.
Osmanağa Camii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra imamın ''Merhumu nasıl bilirdiniz?'' sorusuna Fethi Gemuhluoğlu yüksek sesle, ''Bu musalla taşı, Atsız kadar gerçek bir er kişiyi az görmüştür, hoca efendi!'' demiştir.
*****
Nihal Atsız; çocukluk döneminde Osmanlı İmparatorluğu'nun son birkaç yılına, gençlik döneminde ise Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarına tanıklık etmiştir. Yaşadığı dönemde yükselişe geçmiş olan Türk milliyetçiliğinin etkisi altına girmiş ve bu fikir akımının sıkı bir savunucusu olmuştur. Atsız; kendisini Türkçü, milliyetçi ve Turancı olarak tanımlamıştır. Türkiye'de 1960'lı ve 1970'li yıllarda çokça destekçi bulmuş olan sosyalizm akımına ve Gelenekçiliğe şiddetle karşı çıkmış ve bu akımların karşısında bulunmuştur.
Gençliğine ait bir fotoğrafındaki saçlarını tarayış biçiminden dolayı Adolf Hitler'e özendiği iddiasında bulunan kimselere yanıt olarak ise şunları yazmıştır: Hamit Şevket bunları biliyor mu? Bilmiyorsa benim Hitlerizme tabi bir adam olduğuma nereden hükmeder? Saçlarım benzermiş... Bu ahmakça iddia yıllardan beri birçok budalalar tarafından aleyhimde delil gibi kullanıldı. Hatta evimde Hitler'in resminin asılı olduğu bile söylendi. Ben, dışarıdan gelmiş hiçbir fikri kabul etmeğe tenezzül etmeyecek kadar milli gurur ve şuura sahip olduğumu, içtimai mezhebimin Türkçülük olduğunu vaktiyle yazarak ilan ettim. Daha ne yapabilirim? Saçım Hitlerinkine benziyormuş diye beni Hitlerci sanacak kadar budalalık gösteren binlerce, belki on binlerce zavallıya ayrı ayrı mektup yazamam ya... Hamit Şevket asla unutmasın ki, bu vatana bağlılıkta kendisini benimle bir tutamaz. Çünkü ondan fazla olarak ben bu toprağa ecdadımın kanı ve hatırasıyla bağlıyım.
Ötüken dergisinin 1970 yılında yayımlanmış 11. sayısındaki "Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir" adlı makalesinde Atsız, Tanrı'nın insan algısının dışında yer aldığını ve dinlerin insan ürünü olduğunu şöyle ifade eder: Tanrı, ne din kitaplarının anlattığı gibi insan şeklinde, ne de göklerin bir yerindeki tahtının üzerindedir. Onun nasıl olduğunu, ne olduğunu bilmeye imkân yoktur. Olsaydı din bilginleri asırlar boyunca birbirine girmezdi. Tevrat’ın Tanrı ile insanı aynı şekilde tarif etmesi ne kadar iptidai ise, dünyadan 400 km yukarıya fırlatılan Rus astronotunun, uzayın sonsuz olduğunu unutarak “uzaya çıktım ama Tanrı’yı göremedim” demesi de o kadar budalacadır. Tanrı insan idraki dışındadır. Kur'an, Muhammed'in talimatıdır. Bunun birçok delilleri vardır. Bir tanesi birçok yerinde aya, güneşe, fecre, atların köpüren ağızlarına yemin ve ant verilmesidir. Yemini kim eder? İnsan eder ve kendisinden daha üstün bir varlığın adına eder. Tanrı yemin eder mi? Tanrı'dan daha üstün bir varlık olmadığına göre kendi yarattığı aya, güneşe neden yemin etsin? Görülüyor ki bu yeminler Muhammed'in gönlünden ve beyninden doğmadır ve hatta Araplar arasında İslamiyet’ten önceki zamanların usul ve adabınca edilmektedir. Kur'an "âlemlerin sahibi olan Tanrı'ya hamd ederim" diye başlamaktadır. Belli ki bu söz de Muhammed'indir. Çünkü Tanrı, kendi kendisine hamd etmez.
Türkçülüğün öncülerinden olan Nihal Atsız, Turancı çevreler tarafından aynı zamanda güçlü bir Türkolog olarak kabul edilir. Bu çevrelere göre Türk dilini, tarihini ve edebiyatını gayet iyi bilen Atsız, özellikle Türk tarihinin Göktürk kısmında uzmanlaşmıştır. Çok sevdiği bu devreyi “Bozkurtların Ölümü” ve “Bozkurtlar Diriliyor” adlı iki eser ile romanlaştırmıştır. “Deli Kurt” adlı romanı Osmanlı tarihinin ilk devrelerinin romanlaştırılmış şeklidir. Ruh Adam’daki Selim Pusat'ın şahsiyetinde Atsız'ı görürüz. Yayınlanmamış eserlerinin içerisinde “II. Mahmut'tan Günümüze Kadar Osmanlı Hanedanı Tarihi” adlı bir eseri de vardır. Atsız'ın şiirleri “Yolların Sonu” adı ile kitap halinde basılmıştır. Ayrıca İki Onbaşı, Dönüş, Erkek Kız, Şehitlerin Duası, Her Çağın Masalı: Bozdoğlanla Sarı Yılan ve Dostum Esra gibi öyküleri de mevcuttur.
*****
YOLLARIN SONU
Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden,
Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden,
İtler bile gülecek kimsesizliğimize…
Gidiyorum: Gönlümde acısı yanıkların…
Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda.
Dün benimle birlikte gelen tanıdıkların,
Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda…
Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz!
Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağına.
Halbûki yoldaşını bırakıp dönenlerin,
Değişilir topu da bir sokak kaltağına…
İster düşün… Kendini ister hayale kaptır…
Uzar, uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların.
Bakarsın aldanmışsın, gördüğün bir seraptır;
Sevimli bir hayale açılırken kolların…
Ey doğunun alnımı serinleten rüzgârı!
Ey karanlıkta bana arkadaşlık eden ay!
Arzularım bir oktur, aşar ulu dağları;
Düştüğü yer uzakta “Dilek” adlı bir saray…
O sarayda bulunca tanrılaşan erleri,
Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek.
Hepsi sussa da “Kür Şad” uzatarak elini:
“Hoş geldin oğlum Atsız, kutlu olsun” diyecek…
Yolun sonu var mı, yok mu; bilemem! Ülküsüyle yaşadı Hüseyin Nihal Atsız. Ve yazdı düşündü hep, düşündü ve yazdı. Bu vatana katkı sunmak istedi hep kendince, fikrince, kalemince. Anısına, Türk şiirine katkısına ve üretimlerine saygıyla…


Bu yazı 14436 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI