Unutmak, iyileşmenin diğer adı ya! Tüm bildiklerini unutunca mı iyileşir insan?
Ağır aksak, olabildiğince yaşayıp gidiyoruz işte. Yaşadığımızı sanıyoruz.
Allahu ekber! Selâlar yetişmedi, bedenler gömüldü toplu mezarlara…
Mümkün mü unutmak peki? Tamamlan(a)mayan hayatlar, yaşanmışlıklar, hatıralar, yarım kalmışlıklar…
Sığınmak, uyumak, uyuşmak belki…
Altı şubat, saat dört on yedi…
Tam da ikinci yıl dönümünde, defalarca dönen akrep yelkovan, gün ay dönümlerinin ardından, tarih yaprakları yine aynı yerde rastlaştığında; 2 yıl boyunca, yaşadık mı sandık sanki?
Belki uzuuun bir süre sonra hayata karışmak…
Ama illa ki, illa ki acı, an be an duyumsadığımız; boğazımızı düğümleyen acı, yüreğimize bir mızrak başı gibi batan acı, her ânımızda...
Her şey geçer ama her şey. Geriye kaskatı bir hüzün kalır ya; ne içindeyiz zamanın dostlar, ne de büsbütün dışında…
Canlar yitip gitti. Şiirden başka geriye sığınacak ne kaldı ki ? Bir şiir, bir hatıralar...
Yaşanılan, yüreğimizde öylece duran güzel zamanlar...
Şiir olsun hayatınızda. İnanın iyi gelir, iyileştirir. Şiiri yaşayan ve yaşatan da…
Tüm yitip gidenlere, üzüntü, özlem ve saygıyla…