
Karaman’ın yoksul evlerinde büyürken, her çocuk gibi gökyüzüne baktı Ramazan. Ama yıldızlara hayal kurmak için değil, çatılardaki sızıntıyı tamir etmeye çıkan babasının elinde paslı alet çantasını taşımak için.
Babası Sümerbank’tan emekli bir işçiydi. Ağabeyi şiirle arası iyi bir edebiyat öğretmeni, ablası ise uzak bir sınır şehrinde hemşireydi. Annesi, torun bakmak için Kilis’e gidince, Ramazan erkenden büyüdü. Ev, zamanla sessizleşti, tek sığınağı kitaplar oldu.
Yıldız Teknik Üniversitesi’ni kazandığında, cebinde umut, çantasında dürüstlük vardı. Şehir ve Bölge Planlama okuyordu ama esas planı başkaydı. Bu ülkeye sadece plan değil, vicdan da gerekirdi. Öğrenciliği, sokakta adalet arayanların arasında geçti.
2009’da Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde işe başladığında karşısında dev bir rant çarkı buldu. Dişlileri gıcırdayan, yağla değil suskunlukla dönen bir düzen. Ama o susmadı. Aynı anda Şehir Plancıları Odası’yla birlikte hukukun yanında yer aldı. Hakkaniyet için imar planlarının altını, üstünü kazıdı. Rüşvet tekliflerini elinin tersiyle itti. Liyakat onun parolasıydı, paraya değil, vicdana yatırım yapıyordu.
Yıllar içinde yolu Çanakkale Kepez’e düştü. Orada da değişmedi. Rüşvetlere, hediyelere karşı çıktı, yasaya aykırı her ilişkiyi reddetti. Sonra bir sabah, telefon çaldı. Arayan İstanbul’du. Ekrem İmamoğlu seçilmişti. Yeni bir şehir, yeni bir umut arıyordu.
Ramazan Gülten, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Müdürü olmuştu. Milyarlarca dolarlık rantı yöneten o müdür, 15 yıllık birikiminin üstüne kredi çekerek Maltepe'de güneş görmeyen bir bodrum daireye taşındı. İki odalı, nem kokulu bir evdi. Ama içi huzur doluydu. Çünkü helaldi.
İstanbul’da göreve başladığında elinde cetvel değil, adaletin terazisi vardı. Hiranur Vakfı’nın kaçak külliyesiyle yüzleştiğinde geri durmadı. Bizzat mühürlemeye gitti. Ardından Üsküdar’a yöneldi. Bu kadim ilçede tarihsel bir temizlik başlatmıştı. Kaçak yapılar yıkılacak, geçmişin gölgeleri yeniden gün ışığına kavuşacaktı.
Bir sabah Üsküdar’da görevinin başında saldırıya uğradı. Yumruklar havada “PKK’lısın!” narasıyla savruldu, hastanelik oldu. Çünkü bu ülkede bir bürokrat, kanunu uyguladığı için hain ilan edilebilirdi.
Ve bugün.
İBB’ye yönelik ikinci dalga operasyonlarda 53 kişiden biri olarak tutuklandı Ramazan Gülten. Rüşvet, irtikap, suç örgütü… Ona yöneltilen suçlamalar bir ömrün inkârı gibiydi. Oysa o, onurlu bir memurun suskun tevazusunu taşıyordu.
Şimdi sorular kaldı geriye. En yoksul mahallede büyümüş, güneş görmeyen evde yaşayan bir adam, nasıl olur da milyarların döndüğü bir suç ağının parçası sayılır?
Belki de asıl suç, paraya dokunmadan görev yapmaktı bu ülkede. Belki de onun tek suçu, adaletin hâlâ mümkün olduğuna inanmasıydı.
İstanbul’un gölgelerinde bir kent bekçisi sustu. Ve şehir, sessizliğiyle utandı.
Şimdi Sabahattin Ali'nin sözü yankılanıyor Silivri duvarlarında.
"Namuslu olmak ne zor şeymiş, ne affedilmez suçmuş meğer!"