Geçen gün yazmıştım.
Datça’da, 90 yaşındaki bir nenenin gözbebeği olan kedisi Nakış, evinin önünde bir arabanın çarpmasıyla iki arka ayağından sakatlanmıştı.
Kırıklar derin, ağır ve çaresizliğin tam ortasında birer haykırış gibiydi.
O anı gören komşusu
Gülkadin Taş, nenenin gözyaşları içinde çırpınan haline dayanamadı. Nakış’ı kucakladığı gibi belediye veterinerine götürdü.
Umutla ama boşuna.
“Veteriner hafta sonları Marmaris’te oluyor” dediler, “Kayıt alalım, siz bırakın, haber ederiz.”
Ve o gün Nakış orada kaldı. Acı içinde, kırık bacaklarıyla bir konteynerde.
Bir hafta geçti. Ne bir telefon, ne bir bilgi.
Sadece sessizlik.
Bugün o haber dolambaçlı yollardan geldi bana.
Dolaylı diyorum çünkü sorumlular sus pus.
Nakış ölmüş.
Muğla’ya sevk edilmeden, ameliyat bile olamadan, küçücük bir kafesin içinde, Datça’da ölmüş.
Haberi Gülkadın’a verdim.
Yutkundu, “Ben şimdi neneye ne diyeceğim?” dedi.
Ve sustu.
Biliyorum, belki veteriner görevde olsaydı da Nakış yaşayamayacaktı.
Ama en azından o acıyı bu kadar çekmeden, bir şefkatin sıcaklığı içinde gözlerini kapatabilirdi.
Birinin eli başını okşayabilirdi.
Bir can, can verirken yalnız bırakılmazdı.
İnsafı kaybedenlerin memleketinde, en çok da günahsızların canı yanıyor.
Ve bu kör sessizlik insanı kahrediyor.
Not: Nakış ile ilgili bilgi dolaylı geldi. Yanlışsa belediye düzeltsin.