
Bir zamanlar devleti kurtardığını sanan bir adam vardı. Elinde çantası, içinde CD'ler, belgeler, fotokopiler… "Haber" dediği şeyle insanlar tutuklandı, aileler dağıldı, askerler intihar etti. O ise manşetlere çıktı. “Cesur gazeteci” diye ödüller aldı.
O CD’lerin sahte olduğu anlaşıldı. O belgelerin kumpas olduğu ortaya çıktı. O manşetlerin emirle yazıldığı anlaşıldı. Ve o adam bugün bir cezaevi hücresinde, yaptığı “gazeteciliğin” bedelini ödüyor.
Mehmet Baransu'ydu onun adı.
Sanki gökten inmişti medyaya. Gazetecilik kisvesi altında istihbarat taşıyan, haberi silah, kalemi tetik yapan bir piyondu.
Bugün muhaliflere hüküm dağıtan, iktidarın propagandasını yapanlara ve yarın "ben sadece gazetecilik yaptım" diyerek savunma yapacak olanlaradır sözüm.
Baransu da bir zamanlar sizin gibiydi.
O da “devleti kurtarıyorum” sanıyordu.
O da “doğru safta” olduğunu düşünüyordu.
Şimdi yalnız kaldı.
Sahipleri onu sattı, ihale ona kaldı.
Ömrünün sonuna kadar güneş göremeyecek.
İktidar değişir, rüzgâr yön değiştirir, ama arşiv hep kalır. Manşetleriniz, tweet’leriniz, ekran kayıtlarınız… Yarın o belgelerle sizden hesap sorulacak.
O gün geldiğinde, “emir verdiler” demek sizi kurtaramayacak.
Çünkü gazetecilik namus ister.
Tarih, tetikçi kalemleri önce alkışlar, sonra yargılar ve her defasında aynı notu düşer.
Bugün sahibinin sesi her emir eri, kalemini satan her namussuz yarın sanık sandalyesinde oturacak.
O güne hazırlıklı olun.