Bugun...


Baha Akıner

facebook-paylas
PABLO NERUDA SAYGIYLA
Tarih: 23-09-2024 08:14:00 Güncelleme: 23-09-2024 08:14:00


 
“Yavaş yavaş ölürler!
Seyahat etmeyenler…
Yavaş yavaş ölürler;
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler.
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar...
Yavaş yavaş ölürler;
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar...
Yavaş yavaş ölürler;
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki
Pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar...
Yavaş yavaş ölürler;
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi
Mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar...”
*****
Bugün bir şair öldü dostlar. Hem öyle böyle bir şair değil, dünya şiirinin en önemli temsilcilerinden biri olan Pablo Neruda öldü. 51 yıl önce bugün, 23 Eylül 1973’de, Şili’de…
Asıl adı Ricardo Eliezer Neftalí Reyes Basoalto. Şilili yazar, diplomat ve şair…
14 Temmuz 1904 tarihinde Şili’nin Parral şehrinde doğdu Pablo Neruda…
*****
Dilerseniz kendi ağzından dinleyelim hayat hikâyesini:
“Adımı 14 yaşımdayken, daha Santiago’ya gitmeden değiştirdim. Babam yüzünden… Mükemmel bir insandı; evet mükemmel bir insandı fakat genellikle şairlere, özellikle bana karşı idi. Hatta işi, kitaplarımı ve not defterlerimi yakmaya kadar götürdü. O’nun görüşüne göre mühendis, doktor, mimar olmalıydım. Çünkü insanların bu gibi kimselere ihtiyacı var diye düşünüyordu. Oğullarının toplum içinde sivrilmesini görmek isteyen, orta sınıfın köylülükten gelme bütün insanları gibiydi. Yine babamın görüşüne göre toplumda yükselmeyi başarmanın tek yolu üniversiteydi, serbest mesleklerdi.”
*****
Pablo Neruda’nın nasıl Pablo Neruda adını aldığını, yine kendi ağzından dinlemeye devam edelim:
“Vaktiyle, aynı zamanda bir gazete yazarı olan büyük bir Çek şairi vardı: Erwin Kisch… Bu zat, bu soruyu sorarak yıllarca iflahımı kesti. Madrid’de, Mexico’da, Prag’da hep karşıma çıktı. Ve Prag’ta bana şöyle dedi: Bana şu hikâyenin sonunu söyle. Bak artık ihtiyarladım. Nice zamandır da seni pek sıktım.
Gerçek şu ki, bu hikâyede gerçek diye bir şey yok! Babamın gerçeği fark etmesinden en çok korktuğum günlerde, (Çünkü böyle bir şey felaket olurdu) bir dergiyi karıştırdım ve orada Jan Neruda imzalı bir hikâye gördüm.
Tam o sıralarda bir şiirimle, bir yarışmaya katılmak durumundaydım. O zaman Neruda soyadını seçtim ve ad olarak da, öylesine Pablo adını aldım. Bu adın bir kaç ay sonra geçip gideceğini sanıyordum.”
*****
Katıldığı bir kongrede, Nâzım’la ilgili düşünceleri sorulduğunda; “O’nun yanında biz şair bile olamayız.” diyerek saygısını belli eden Pablo Neruda, 24 Eylül 1973’te, kalp yetmezliği sebebiyle yaşama veda etti.
3 Haziran 1963’te Nâzım’ın ölümüyle, dünya edebiyatında birçok şey değişti ya; birçokları gibi Pablo Neruda da Nâzım’ın ölümüne çok üzülerek, “Güz Çiçeklerinden Nâzım’a Çelenk” başlığını verdiği bir şiir kaleme aldı.
Buyurun, tam da Pablo Neruda’nın ölüm yıl dönümünde, siz kocaman şiir yüreklere benden hediye:
“Neden öldün Nâzım?
Senin türkülerinden yoksun,
Ne yapacağız şimdi?
Senin bizi karşılarken ki gülümseyişin gibi,
Bir pınar bulabilecek miyiz bir daha?
Senin gururundan,
Sert sevecenliğinden yoksun ne yapacağız?
Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı,
Ateşle suyun birleştiği.
Gerçeğe çağıran, acıyla
ve gözüpek bir sevinçle dolu?
Kardeşim benim!
Nice yeni duygular,
Düşünceler kazandırdın bana…
Denizden esen acı rüzgâr,
Katsaydı önüne onları.
Bulutlar gibi yaprak gibi uçarlar.
Düşerlerdi orada, uzakta.
Yaşarken kendine seçtiğin
Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa…
Sana Şili’nin kış krizantemlerinden,
Bir demet sunuyorum.
Ve soğuk ay ışığını;
Güney denizleri üstünde parıldayan,
Halkların kavgasını ve kavgamı benim.
Ve boğuk uğultusunu acılı davulların,
Kendi yurdundan…
Kardeşim benim!
Adanmış asker,
Dünyada nasıl da yalnızım sensiz…
Senin çiçek açmış,
Bir kiraz ağacına benzeyen yüzünden yoksun;
Dostluğumuzdan bana ekmek olan,
Rahmet gibi susuzluğumu gideren
ve kanıma güç katan…
Zindanlardan kopup geldiğinde,
Karşılaşmıştık seninle.
Kuyu gibi kapkara zindanlardan.
Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları…
Ellerinde izi vardı eziyetlerin.
Hınç oklarını aradım gözlerinde.
Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin,
Yaralar ve ışıklar içinde…
Şimdi ben ne yapayım?
Nasıl tanımlar?
Senin her yerden derlediğin,
Çiçekler olmaksızın bu dünya…
Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın,
Senin halksal bilgeliğinden
ve yüce şair onurundan yoksun?
Teşekkürler, böyle olduğun için!
Teşekkürler o ateş için!
Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca…”
*****
Pablo Neruda… 51. Ölüm yıl dönümünde saygıyla…


Bu yazı 20911 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI