Cennet ve cehennem mi? İnsanın cenneti de, cehennemi de yüreğinde dostlar. Unutmak peki? Yapılabilirse eğer; unutmak da, iyileşmenin diğer ismi. Ya unutmak isteyip de unutamamak? Üstü bir türlü küllenmeyen közü, o acıyı anımsamak. An be an; o acıyı yeniden yaşayarak, acılara tutunmak. Unutmamayı tercih edip; acıyı hayatına hücrelerine kadar yerleştirmekse, işte o delilik...
Hatırlamak peki? Hatırlatmak; güzellikleri, çirkinlikleri! İşte o, biz yazanların görevi. Günüdür! En doğru tabirle katliamın tam da 31. yılında; yine, yeniden o vahşeti hatırlatmak amaçlı bu yazım...
Siz kıymetli dostlarımı üzeyim diye değil, o güzel yüreğinizi tekrar dağlamak için değil; bir gün Sevgi, dostluk ve insanlığın kazanması için kimlerle savaş veriyoruz diye kavgamızın kuyruğunu dik tutma amaçlıdır bu buluşma…
Yıllar yıllar önce Hint asıllı Britanyalı yazar Salman Rushdie, "Şeytan Ayetleri" adında bir roman yazar. Konusu da şudur: Şeytan; en nihayetinde bir insan olan peygambere, sahte ayetler getirip onu kandırır ve Kur'an'daki bazı ayetler, bu şekilde şeytan tarafından yazılır. Bu, BAŞTAN AŞAĞI SAFSATA OLAN BİR KURGUDUR…
Elbette Rusdie'nin başı yanar. Katli vacip olarak fermanlar verilir. Yayınlandığında çok ses getiren bu kitabı, Aziz NESİN Türkçe'ye çevirir. Aziz NESİN hedeftedir artık.
Sivas'ta; 1 ile 4 Temmuz 1993 tarihleri arasındaki düzenlenecek etkinliğe, birçok yazar ve şair gibi Aziz NESİN de çağırılır.
30 Haziran 1993'te cami çıkışlarında bazı bildiriler dağıtılır. Sivas kaynamaya başlamıştır. 1 Temmuz'da etkinliklerin başladığı gün; Sivas'ın yerel gazeteleri, konu ile ilgili köpürtecek manşetlerle çıkar. Aynı günün gecesi, o camilerde dağıtılan bildiriler bu sefer evlere dağıtılır.
Ertesi gün, 2 Temmuz 1993, Cuma…
Evet, barış türküleri söyleyerek, düğüne gider gibi aynı; tüm Türkiye'den otobüsler dolusu aydın, Sivas'ta - Madımak'ta buluştular. Hepsi bir dost sıcaklığındaydılar. Sonsuza kadar unutulmayacak o kara gün…
Acılar yumağı içinde; bir facia yaşanıyordu, Cuma namazı sonrası o öğle. Kalabalık arttıkça arttı. Bağırdı oradan biri: Bunlar Allahsız, dinsiz. Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar, bizden habersiz...
Kirli düşünceler birikti, çaktı ateşe verdi dost yürekleri. Bağırışlar haykırışlar arasında, insan yakan alevler yükseldi. Kara sakallıların karanlığı, tüm göğü çepeçevre sardı. Kent dumana boğuldu. Ocaklar söndü, analar ağladı...
Rüzgâr bile dinmişti şaşkınlıktan. Canlı canlı insan yaktılar. İş işten geçmişti çoktan. Böyle bir yangın, böyle bir katliam, böyle bir işkence, böyle bir zulüm görmedi, ne Sivas, Sivas olalı; ne ana dolu, Anadolu...
Madımak, alev alev yanıyordu. Yanıyordu da; sızı'm sızı'm, yürekleri kavuruyordu. Ortalık yanan insan eti kokuyordu. Sivas semalarında kara sakallı dumanlar, yurdumun üstünde kara bulutlar dolaşıyordu.
Kumrular suskundu, güvercinler şaşkın; serçeler telaşlıydı, 51 aydın da tam içindeydi yangının. 16'sı kurtuldu…
İçinde; Muhibe ve Muhlis AKARSU, Gülender AKÇA, Ahmet ALAN, Mehmet ATAY, Sehergül ATEŞ, Behçet AYSAN, Erdal AYRANCI, Asım BEZİRCİ, Belkıs ÇAKIR, Serpil CANİK, Muammer ÇİÇEK, Nesimi ÇİMEN, Carina CUANNA, Serkan DOĞAN, Hasret GÜLTEKİN, Murat GÜNDÜZ, Gülsüm KARABABA, Uğur KAYNAR, Asaf KOÇAK, Koray ve Menekşe KAYA, Handan ve Sait METİN, Huriye ve Yeşim ÖZKAN, Ahmet ÖZTÜRK, Ahmet ÖZYURT, Nurcan ve Özlem ŞAHİN, Asuman ve Yasemin SİVRİ, Edibe SULARİ, İnci TÜRK ve Kenan YILMAZ gibi şair, sanatçı, yazar, öğrenci, fikir ve düşün insanları, otel görevlilerinin de olduğu 35'i uçtu, kuş oldu...
Katliam hakkında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL, "Ağır tahrik var" dedi. Dönemin Başbakanı Tansu ÇİLLER ise “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir."
Gelin o Cuma gününe gidelim…
İHA muhabiri, kitaplarını imzalayan Aziz NESİN'in yanına gelir. Yanında sanki Aziz NESİN’e soru sorar gibi etrafındaki grubu kışkırtacak şekilde yüksek sesle açıklamalar yapar. Aziz NESİN, muhabire şunu söyler: Herkesin dinine saygım var ama ben mecbur değilim Müslüman olmaya."
Kalabalıktan biri, bu lafın üzerine NESİN'in üzerine yürür. Aziz NESİN hemen otele götürülür. Gerginlik artmaktadır.
Cuma namazından çıkan yaklaşık bin kişi, tekbirler eşliğinde Hükümet Konağı’na yürür. Kenti bu şekilde "Zafer İslam'ın" sloganlarıyla dolaşırlar.
Sayıları 3000'i aştığında yeniden Hükümet Konağı'na doğru yürürler. Bu sırada aralarına 7000 civarı kişi katılmıştır.
10 bin kişi otele doğru yürümeye başlarlar. Valilik, Belediye Başkanı’na kalabalığı sakinleştirmesi için görev verir. Refah Partili Belediye Başkanı Temel KARAMOLLAOĞLU, 10 bin kişinin karşısına çıkar ve grubu sakinleştirmek bir yana dursun, konuşmasına "Gazanız mübarek olsun!" diye başlar.
Saat 20.00'yi gösterdiği sırada otel önündeki araçlar ateşe verilmiştir bile. Çok geçmeden ateş, otele de sıçrar. Bu noktada itfaiye devreye girmek ister. Ancak kalabalık, itfaiye araçlarını durdurur. Nasıl mı? Önlerine yatarak…
Otel yanmaktadır. "Birimize bir şey olursa ne yaparız?" der yanan otelin içinde mahzur kalanlardan biri. Metin ALTIOK işte tam da o anda, o hiç unutulmayacak sözleri söyler: "Kalanlar, ölenler için şiirler yazar."
Oteldeki aydınlar otelden çıkmanın yollarını ararlar. Kalabalık kendinden geçmiştir. Bu sırada itfaiye arka sokaktan otele ulaşır. Kalanlar kurtarılır. Aralarında Aziz NESİN de vardır. Ancak NESİN, itfaiye eri tarafından yaka paça merdivenden indirilir. Merdivenden itilir.
O gece 35 kişi yanarak can verir. Rüzgârın da etkisiyle Sivas; buram buram, yanmış insan eti kokmaktadır.
Oteli yakanlar "Laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma" suçundan yargılandı. 37 sanık beraat etti. 15, 10, 3 ve 2'şer yıllık hapis cezaları dağıtıldı da karar Yargıtay’dan döndü. Gerekçesi ise, “Bu eylemin; Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğu"ydu…
1997'de, Devlet Güvenlik Mahkemesi 33 sanığa idam kararı verdi.
1998'de idam kararı usulden bozuldu. 2 yıl sonra DGM, 33 sanık için bir daha idam kararı verdi fakat uygulanmadı. Çünkü hükümet olan siyasi erk, ilk iş olarak 2002'de idamı kaldırdı.
Sanıklar ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldı. Yargılama sürecinde sanıkların 7-8 tanesi de firar etti. Ve beklenen oldu, 2012 yılında dava zaman aşımından düştü.
“Vicdan, insanın içindeki Tanrı'dır” demiş Victor HUGO. Dinden önce kalbinde vicdan olacak insanın...
İslamiyet; insanı vicdanına yönlendiren en güzel din, ancak insana önce vicdan gerek!
Türkiye mi? Hâlâ bir hukuk devleti, evet. Ve inanıyoruz: Sonsuza kadar payidar kalacak…
Ederi olmayanın baş tacı edildiği, ederi olanın itibarsızlaştırıldığı ya da eksiğinden bozdurulan, her şeyin birbirine karıştığı zamanlar yaşıyoruz dostlar. Görüşlerini sevmediğiniz insanlar; görüşlerinize saygısızlık yapmadığı sürece, vatan haini de değildir, dinsiz de…
Ve hiçbir sebep öldürülmeyi gerektirmez. Kanun ve hukuk bunun için var. İnsanlar öldü. Pardon öldürüldü. Çok özür dilerim katledildi…
Bu acaba, İslam’ın 5 şartından hangisiydi?
Dedim ya: Unutmamalı, unutturmamalı! Zamanı geldiğinde ya da herhangi bir an; yapılanları tekrar hatırlamalı, hatırlatmalı. Öyle çıkmalı, yürüdükçe yaklaştığımız aydınlıklara. Tüm yitip giden canlara saygıyla…