4 Temmuz 1927 akşamı, Dolmabahçe Sarayı...
Tatlı tatlı esen bir rüzgârla birlikte Mustafa Kemâl ATATÜRK'ün etrafında kalabalık bir aydın topluluğu var.
Mustafa Kemâl, arkadaşlarına adeta bir sürpriz hazırlamanın sevinci içinde, o her zamanki zerafeti ve inceliğiyle; "Oturunuz ve dinleyiniz." dedi.
Salondaki sesler bir bıçak gibi kesildi...
Nutuk‘un sonuna koyacağı satırları yüksek sesle okumaya başladı. Sonuna kadar okudu... Dinleyenler nefes dahi almıyorlardı. Bu metni okuyup bitirdiği zaman derin bir nefes aldı; iki damla gözyaşı, gözlerinden akıııp gitti.
Gururluydu Mustafa Kemâl ATATÜRK...
İlerleyen günlerde bir kalp krizi geçirdi Mustafa Kemâl... Ve artık, 19 Mayıs 1919'da yazmaya başladığı Nutuk'un tamamını, Türk halkına okumaya karar verdi.
Bir CHP kurultayında, 15 Ekim 1927'den 20 Ekim 1927'ye dek, 36 saat 33 dakika sürdü konuşması.
En son, 20 Ekim 1927 günü şöyle dedi Türk halkına:
“Gençliği yetiştiriniz! Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. İstikbâlin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik mevkiine geçtiği vakit, Türk Milleti yükselecektir.”
“Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu, Türk gençliğine kutsal bir armağan olarak bırakıyorum.”
Son cümleyi okurken sesi daha da kısıldı; titredi. Ve gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Gözyaşları içinde;
“Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.”
“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
diye biten Gençliğe Hitabeyi okuduktan sonra cebinden çıkardığı mendil ile gözlerinin yaşını sildi ve alkış tufanı arasında kürsüden indi.
Bu sırada neredeyse herkes onunla birlikte ağlamaktaydı…
Nutuk'u okuyunuz. Destanı göreceksiniz...
Nutuk'u okutunuz. Gelecek nesillerimize destanımızı göstereceksiniz...
Deniz kokuyor buralar hâlâ... Hiç bitmeyen - bitmeyecek umutla, Mersin akşamından en içten selamlarımla...