Bugun...


Baha Akıner

facebook-paylas
CAHİT ZARİFOĞLU (1 Temmuz 1940 – 7 Haziran 1987)
Tarih: 07-06-2024 10:03:00 Güncelleme: 07-06-2024 10:03:00


 
 
Cahit Zarifoğlu, 47 yaşında aramızdan ayrılan ince sızıların şairi…
Ölüm yıl dönümünde saygıyla…
*****
Zamanı yakalayabiliyor muyuz? Kocaman bir hayır. Sabun gibi kayıyor elimizden, an be an. Hep bir ‘geç kalmışlık’ duygusu üzerimizde buram buram hissettiğimiz. Hep bir zamanı, ânı yakalamaya çalışmak bu hayat keşmeşekeşinde. Öyle demiş ya şair, “Biliyorum Geç Oldu!” adlı şiirinde:
“Ayak bileklerimden bir de tutup sözüm ona,
Ellerimle de duyarak basıyorum toprağa.
Deli deprenişlerin köpüğüyüm yoksa!
Ne hah yerleşip oturdum!
Ne bir ayak yeri eşeledim!
Ne bir dam aradım başımda…
Perişan toz toprak içinde eşyam.
Yanlardan,
Arkadan otların arasından;
Vahşi bir hayvan fırlıyor hatıramın sırtına…
Yerim ve yurdum belli değil!
Yeni atandım aşkın tıpanlarına.
Neyin memuruyum ben, nerdeyim?
Artıyor çizgi çizgi,
Fahrenayt elli-dokuz atmış-bir.
Eyvah hüzün bu!
Eyvah hüzün yine,
Çatıda alnımın…
Hüznüm ağam oldu eyvah!
Bir şey yap, silkip at.
Çare ne – her neyse.
Titrek elime zor,
Çalkalanıyorsa bir yerde.
Ölüyorsa bir yerde…
Bağlantılarım tam otomatik.
Arzı mıyım ben,
Tırnak arlarına kıymık giren ellerin?
Hadi düşün beni!
İçim otursun; aklım;
Durulsun diye…
Ankara gölü gören bir dağ.
Sisler ve katran,
Ruhum;
Bir, iki yaşında…
Aynı boyda çam ağaçları
İki titrek ışıksız!
Güneş altında iki insan gövdesi.
Bir gün yağmurlar,
Açlıklar, perişan saçlar, dudaklar…
Daima biraz fazlasıyla önünde,
Dalgakıranların.
Şunu da yaz bedeli olsun.
Sabırla titreyerek, öyle yalın.
Ve kimsesiz olmadan oturacağız,
Kıyısında ayrılığın…”
*****
“Yazmak, kendini iyileştirmek gibi.” der bir röportajında. İkinci Yeni’nin önemli temsilcilerinden. Hep zamana kafa tutan ve kendi yolunu çizenler arasında zarifçe çizdiği şiir dolu yaşamı…
*****
1 Temmuz 1940 tarihinde Ankara’da doğar Abdurrahman Cahit… Evet, tam adı Abdurrahman Cahit Zarifoğlu’dur. Baba tarafından Kafkasya’dan gelip Maraş’a yerleşen bir aileye mensuptur. Hâkim Niyazi Bey’den olur da Şerife Hanım’dan doğar…
Okuma yazmayı, resim yapmayı, Kur’an okumayı daha okula başlamadan annesi ve anneannesiyle mahalle hocalarından öğrenir. Babasının görevi sebebiyle çocukluğu Silvan, Baykan, Siirt, Siverek, Kızılcahamam ve Ankara’da geçer. Siverek’te başladığı ilköğreniminin ardından orta öğrenimini 1951’de döndükleri Maraş’ta tamamlar. Lisenin son sınıfında beklemeli olduğu sırada bir ilkokulda vekil öğretmenlik yapar…
Pilotluk hevesiyle 1967 yılı yaz boyunca Eskişehir’de Türk Hava Kurumu’nun uçuş kurslarına katılarak Millî Model Uçak B Sertifikası alır. Aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü uzun süren bir öğrenciliğin ardından 1971 yılında tamamlar. Öğrencilik yıllarında İstanbul’da gazetelerde sekreterlik, bazı kurumlarda çevirmenlik gibi işlerde çalışmıştır. Aynı zamanda İstanbul’da özel bir lisede Almanca öğretmenliği de yapmıştır.
Cahit Zarifoğlu’na şiiri için elverişli bir dilin kapısını açan İkinci Yeni şairleri olmuş, kişiliği üzerinde belirleyici rolü Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç oynamıştır. Şiir tekniği bakımından belli bir şaire bağlanamayacak olan Zarifoğlu; daha ilk şiirlerinde kendi sesini bulmuş, kendi kuşağı içinde şiirde yapı sorununu en iyi kavramış bir şair olarak görülmüştür. Nitekim ölümünün ardından yazılan bazı yazılarda “Bir gün keşfedilecek özel bir ada” diye nitelenmiştir…
İlk kitabı olan İşaret Çocukları’nda yer alan şiirlere; çevresindeki tabiat öğeleri, hayatta gözlediği her türlü canlılık belirtisi, kımıldanış ve kıpırtı, masumluğun birer simgesi olan su, ağaç, anne, çocuk gibi temaların şaire verdiği hayret duygusuyla girer. Bu özellikleriyle şiirleri; yaşamaya dayanak olan yeni bir hikmetin arandığı, yer yer de hikmet özlerinin yakalandığı şiirler olarak değerlendirilir…
Şiirinde ve sanatındaki içsellik boyutunda Alman şiiriyle ve Rainer Marie Rilke ile kesişir. Cahit Zarifoğlu; üniversite yıllarında, Rainer Maria Rilke’den henüz haberdar değilken, şiirden anlayan birkaç arkadaşının onun gibi yazdığını söylemeleri üzerine, bitirme tezi olarak Rilke’nin tek romanı olan “Malte Laurids Brigge’nin Notları”nı inceler. İnceler de, derinleşir yazıları ve şiirleri. Kimileri dert, gam, keder, acı diyor ya; yazmaya etken! Yazma sanatı zaten başlı başına; birilerinden, bir şeyden etkilenme ve kendine özgün bir şekilde yazma eylemine dönüştürme değil mi?
İlk kitabında çokça görülen ‘tahkiye’ yani kendine özgü öyküleme, ikinci şiir kitabı olan Yedi Güzel Adam’ın destansı bir tona bürünen dili içinde belirgin hale gelir. Bu şiirlerdeki iri ve adaleli erkek figürü estetik bir halde şekillenir…
“Bakımlı parkların görgülü ağaçları
Eli yüzü düzgün kibar dalları
Sarı yaprakları günışığını sarınmış bırakmamış
Banklardan her birinde gündüzden kalma bir koku
Bir kedi miyavlar yalnızlık hakkında
Elinde bir belgeyle geçer
Yakın denizde bir derinlik kokusu
Ve kımıldayan bir ölüm duygusu
Ve deniz
Onun sularda olmayan bir sesle
Mendireğin iri kayalarına yalvarışı
Işıklarını takınmış zillerini kapamış son ada vapuru
Haydi ay da sulara kaysın denize yaysın gümüş dantelasını…
Bir şair olarak geç karşılarına
Bir de sevgili yavrula kalbinin minicik seslerinden
Yavaş yavaş boğulan
Hafif bir de sarhoşluk özlemiyle kendini
Parktan anladığın dostluğa ver…
Bir miktar da elbette ağlamak istersin
Saçın kararmış yakından neşeli insanlar geçmiştir
Haydi toprağa çök de ağla
Ve bre
Başının üstüne uykular çağıran adam…
Kendi yamanevinden habersiz dam özleyen adam
Bu şehrin gecesinde bulduğun safiyet şeytandan
Deniz ve vapurlar ay ve ağaçlar ne de kedi
Ne de elin ayakların duydukların gerçek yerlerinden değil…
Şimdi geç bunları geç parkları geç
Hepimizin yırtılır gibi olan ağzına bak!..
Yazdıkların şiir değilse kalsın
Cennetse sevdan çık dışarı
Solgun ışıklar
Sessiz ağaçlar parklarla
O cümbüş gecesini de tak peşine
Yazdığın şiir değilse bırak bunları kalsın...”
*****
O’nun sanatında fiziksel irilik seçkinlik, manevi güç, aşk gibi içe ait değerlerin de bir ifadesidir. Son şiir kitabı olan Korku ve Yakarış’ta; şairin özlü bir söyleyişe ulaştığı, ilk şiirlerindeki içselliğin toplumsal sorumluluk boyutuyla da birleşen manevi bir kıvama kavuştuğu görülür…
Yedi Güzel Adam’la aynı verim evresinin eseri olan İns’te; şairi bir kültür mirası devralmamış, henüz kendisine kelime de verilmemiş ilk insanı, yaratılıştaki gizli sebebi araştırarak yeryüzünde hayret ve merakla yürürken buluruz. “Ne çok acı var!” cümlesiyle başlayan Yaşamak adlı günlükleri; Türk edebiyatında bu türde yazılmış en orijinal eserlerden biridir…
Zarifoğlu, Savaş Ritimleri adlı romanında Afganistan’ın işgal günlerini on dört yaşındaki bir çocuğun ağzından anlatmaktadır. Ölümünden sonra yayımlanmış, bir savaş pilotunun romanı olan Anne’de derin psikolojilerle iç içe geçmiş bir uçma serüveni anlatılır. Çocuk romanlarında insani değerleri ve sorunları hayvanlar dünyasına aktararak, hem çocukların hem de yetişkinlerin kendilerine göre tatlar bulduğu bir dil ve anlatım oluşturur…
*****
Cahit Zarifoğlu, 1962 yılında, hiç tanımadığı ama şiirlerini çok beğendiği, o yıllarda Paris’te bulunan Cemal Süreya’ya bir mektup yazar: İstanbul’a döndüğünüzde sizinle ev tutup birlikte oturabilir miyiz?
Böyle de sevdalıdır şiire, şaire. 1970’lerden sonra tasavvuf ile ilgilenir. Bu özelliğini şiirlerinde rahatça hissedebilirsiniz. Değişik dönemlerde ilkokul öğretmen vekilliği ve Almanca öğretmenliği de yapan Cahit Zarifoğlu, benim aynı zamanda 30 yıl hizmet ettiğim kurumdaşım. 1976’da TRT’ye girer ve yıllarca Mütercim Spiker olarak görev yapar…
Şiir dışında farklı ve ilginç ilgi alanlarından da bahsetmek isterim size: Tüm Avrupa’yı otostopla dolaşmıştır mesela. Planörle uçmuş, motorsuz uçak kullanmış, bir kulüpte güreşmiştir…
Cahit Zarifoğlu öyle de ilginç bir kişiliktir. Şair Enis Batur; Cahit Zarifoğlu’nu, bir gün keşfedilecek özel bir adaya benzetir. Şair Enis Batur’un bunu söylediği yıllarda sanırım henüz keşfedilmeyen bir yetenekti Cahit Zarifoğlu. Ama bilenler bilir: Cahit Zarifoğlu; dört yanı şiirle çevrili kocaaaaa bir ada, kocaman bir şairdir…
Selim İleri, Zarifoğlu’nun şiirini şöyle tanımlar: Kamplaşma havasında kendine yer bulamayacak bu ince şiir, kapalı ama mutlaka sanatkârca düzyazı, kendine özgü değerleri daima korurdu…
*****
Pankreas kanseri nedeniyle, henüz 47 yaşındayken, 7 Haziran 1987'de İstanbul'da vefat eder şair. Ve vefat etmeden birkaç saat önce, sanırım bir ara Araf’a çıktığında yazdığı son şiirini aktarmak isterim sizlere: Şiirin adı: Ölüm…
“Ölüm başucumda!
Bir melek elini uzatıyor bana...
Yapayalnız bir yolculuk.
Ruhların beklediği bir yer var orada...
Bir sığırgözü gibi bakıyor bana ölüm!
Neden örtülerin altındasın?
Hadi çık görün...
Zaman yol alıyor.
O saat, ahh o saat!
Kim bilir nerede konaklar?
Şatom kararıyor,
Ay ışığında mezar...
Lambayı yak anne!
Üşüdü parmaklarım!
Gidiyoruz azaaar azar...”
İlginç değil mi? Nedir bu bilmem? Şairlerin; son anlarında, son ânını bile yazdıran bu durum? Sahi, şairlere görünür mü ölüm?
Anısına, şiire sevdasına ve bu dünyadaki dik duruşuna saygıyla…


Bu yazı 7288 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI